New Life Psikoloji
SORU / CEVAP | New Life Psikoloji
Psikoloji Kulübü Üyeliği
Sorunuzu Sorun
Adınız Soyadınız, Telefon Numaranız ve E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır.
Panik atağı geçiren kişiler bedensel yoğun bir kaygı-bunaltı hali içinde olurlar ve nefes alamıyormuş ölecekmiş gibi hissederler. En yakın hastanenin acil servislerine daha önce bir veya birkaç kez gitmiş olabilirler. Nefes alamama, aklını kaybedecekmiş gibi hissetme, kalp krizi geçiriyormuşçasına aşırı çarpıntı hali panik atağının belirtileri olup genellikle yapılan tetkiklerde fiziksel bir bulguya rastlanmaz. Durum psikolojik kökenlidir ve bu kişiler dahiliye uzmanlarınca psikologlara veya psikiyatri servislerine yönlendirilmektedir.
Panik atağı geçiren kişilerde en sık rastlanan duygu, panik atağı nöbetini yeniden yaşama endişesidir. Bu korku ile evden çıkmamaya, kalabalığa girmemeye başlarlar. Sosyal ortamlardan, panik atağının daha önce gerçekleştiği benzer durum ve mekanlardan uzak durma eğilimi gösterebilir.
Panik atağı fizyolojik bir sebebe dayanmadığı için mutlaka psikolojik yardım alınması önerilmektedir.Panik atağına sebep olan durum ve duyguları yönetebilmekte terapi süreci işlevsel olmaktadır. Bir kez yaşandıysa sonrasında yaşanma sıklığı artış gösterebilmekte, bu sebeple terapiye başlangıç aşamasında başvuran kişilerde kontrol altına alınması daha kısa sürmektedir.
İnsanlar ya da olaylar karşısında gösterilen içsel ve dışsal tepkileri kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmek oldukça önemlidir. Kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok etmek onları değiştirmek çözüm değildir. Mutlaka sizi kızdıran başka kişi veya durumlar ortaya çıkacakır. Kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmek, öfkeyi yönetmenizi sağlayacaktır.

Öfkenin tanınması, ifade edilmesi ve kontrollü şekilde dışarı çıkması öfke yönetimindeki en önemli adımdır. Öfkenin kaynağının keşfedilmesi, geçmiş yaşantılar le ilgili bağlarının açığa çıkması ve bu noktaların üzerinde durulması da öfkeyi kontrol altına almayı sağlayacaktır.
Eğe öfkeyi yönetmekte zorlanıyorsanız, bazen kontrolü kaybettiğinizi hissediyorsanız bir psikologtan yardım almak ve öfke yönetimi üzerine çalışmak fayda sağlayacaktır.
 
Kızgınlık ve öfke doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine dönmekte, yüksek tansiyon, migren, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, allerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilmektedir.
Depresyonda olan kişi hayattan zevk almakta, başladığı işi tamamlamakta zorlanır, aktivitelere karşı daha ilgisiz bir tutum sergiler. Rutin işlerini gerçekleştirmede bile yeterli enerjiyi bulamaz, yaşamı daha olumsuz ve negatif nitelendirir. Genellikle bu motivasyon eksikliği ve bezgin durum sosyal çevrelerinde rahatsızlık uyandırır ancak depresyondaki bir kişiyi bu motivasyon eksikliği sebebiyle suçlamamaya özen göstermeli veya eleştirerek motive etmeye çalışmamalıdır. Ayrıca bu kişiye öfkelenmek veya bu kişiyi teselli etmek de doğru olmayan yaklaşımlardandır. Negatif duygularının saçma veya önemsiz olduğunu söylenmemelidir. Depresyonda olan bir kişi için yapılması gereken en doğru şey, onun yanında olduğunuz, ona yardım etmek istediğiniz mesajını ona vermenizdir. Bunun bir süreç olduğunu kabul etmelisiniz. Depresyonda olan kişinin yardım almak için bir yakınının yönlendirmesine ihtiyacı olduğunu unutulmamalı, gerekirse bu kişiye bir yardım alması için destek olunmalıdır.
Depresyon sürecinde, fiziksel değişimler de duygusal ve davranışsal değişiklikleri takip eder. Kişi aşırı yemek yemeye başlayabilir veya iştahtan kesilebilir. Uykusuzluk yaşayabileceği gibi aşırı uyku isteği görülebilir. Depresyon sürecinde bu tür davranışlara eleştirel yaklaşmak yerine, bunların duygu durumunun bir sonucu olarak ortaya çıktığının farkında olmalıyız.
Doğum ile 2 yaş araındaki süreçte çocuk önce anesini sonra da diğer kişileri keşif sürecindedir. 2 yaşına kadar anneye bağımlı olan çocuk 24 ayı doldurması ile birlikte anneden ayrışmaya ve kendini keşfederek isteklerini uygulamaya yönelmektedir. Bu süreçte herşeyi deneyimlemek, başarmak arzusu duyar ve aynı zamanda anneden hem ayrışmak hem de onun yeterli uzaklıkta olmasını ve dilediğinde yanına gidebileyi ister. Bu süreçte oldukça ısrarcı, inatçı olabilir. İstekleri olmadığında ağlama ve çığlık atma gibi davranışlar gözlemlenebilir. 2 yaş sendromu da denilen dönemin başlangıcı olan bu evrede, ailenin çocuğa ihtiyacı kadar özgürlük alanı yaratması, sınırlar ve kurallar içinde seçimler yapma şansı sunması oldukça önemlidir.
Anne çocuk adına kararlar verdiği ve onu bir bebek gibi algıladığı sürece çocuk daha da hırçınlaşır. İlk çocukluk döneminin başlangıcı olarak kabul edilen 2 yaş çocuğuna daha esnek davranılmalıdır. İhtiyaçları ve istekleri farkedilerek desteklenmelidir.
Toplum önünde konuşmak, sunum yapmak, yeni insanlarla tanışmak konusunda zorlanıyorsanız, bu durum kalp atışlarınızın hızlanmasına, ellerinizin titremesine, terlemeye veya sesinizde titremeye yol açıyor ise, panik, heyecan ve korku duyguları ön plana çıkıyor ise Sosyal fobiniz olabilir. Sosyal fobi, toplumsal ortamlarda başkaları ile ilişki ve iletişimden kaçınma, utanma ve küçük düşmekten, sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde korkma ve kaçınma eğilimi gösterme şeklinde tanımlanabilecek yaygın anksiyete (kaygı, bunaltı) bozukluğudur. Sosyal fobi, panik atağını tetikleyebilir ve atak geçirmeye sebep olabilir.
Her çekingen tutum sosyal fobiyi işaret etmez, kişi duygularını ve coşkularını tek başına kontrol altına alabilir durumda ise bu bir sorunu işaret etmemektedir ancak çekingenlik, utangaçlık ve sıkılganlık, eğer kişinin sosyal yaşamını, iş hayatınızı olumsuz etkilemeye başladıysa ve kişi sosyal yaşamdan kaçınma davranışı sergiliyorsa, problem daha ileri aşamalara ulaşmadan ve başka tetiklenmiş hastalık ve belirtilere yol açmadan bir uzman desteği alınması oldukça önemidir.
Evliliklerde, çiftler yaşadıkları sorunları eşleri ile paylaşmakta zorlanabilirler, eşlerden biri öncelikle yaşadığı problemi tek başlarına değerlendirmek isteyebilir. İlişkisine bireysel sıkıntılarının sebep olduğunu düşünebilir. Eşlerden biri evlilik terapisine veya terapiye inanmıyor olabilir. Özellikle de daha önce terapi desteği almamış, psikoterapi süreci ile tanışmamış bireylerde bu inançsızlık daha sık görülür.
Bu gibi durumlarda bireysel evlilik terapisine başvurabilirsiniz.
Tek başınıza dahi evliliğiniz için yapabilecek çok şey vardır. Evliliğin dinamiğini tanımlamak, iyileştirme yönteminlerini keşfetmek, bunu bireysel olarak uygulamak çoğunlukla ilişkideki dengeyi ve sorun yaratan birçok noktanın değişimini sağlayacaktır. Eşiniz de bir noktadan sonra bu değişimi fark edecektir . Tek başına evlilik terapisine gelen danışanlarımızın terapiye başladıktan bir süre sonra terapi sürecine eşlerinin de dahil olduğuna sık sık rastlamaktayız.
Whatsapp Danışma